You are here: Home / 2012 / Türkiye'de otomotiv sektörü (in turkish: 7th International Automotive Workers Council)

Türkiye'de otomotiv sektörü (in turkish: 7th International Automotive Workers Council)

by TIKB, 20 May 2012

Münih'te yapılmakta olan 7. Uluslar arası Otomotiv İşçileri Kurultayı'na Türkiye'den delege olarak çağrılan fakat vize alamadığı için gidemeyen DSB temsilcisinin Kurultay'a sunulan tebliğini yayınlıyoruz:

Merhaba,
Bugün aranızda olmayı çok istiyordum. Fakat vize başvurum reddedildi. Çalıştığım işletmenin patronundan izin kağıdı istediler. Bırakalım patrondan izin kağıdı almayı, böyle bir çalışmaya katıldığımın duyulması, işten atılmam için yeterli bir bahane olacaktı. Böylesi bir şey sınıf içinde devrimci çalışmamı kesintiye uğratacaktı. Bu nedenle fiziken aranızda olamadım. Fakat yüreğim ve bilincim sizlerle...

Devrimci Sendikal Birlik aktivisti olarak hazırladığım sunumu gönderiyorum:

Öncelikle Kurultayı devrimci duygularımla selamlıyorum.
Sunuma başlamadan önce Türkiye’de otomotiv sektörüyle ilgili birkaç bilgiye yer vermek istiyorum. Öncelikle şunun altını çizmek gerekir ki, Türkiye’de otomotiv sektörü artık yeni gelişen bir sektör olmaktan çıkmış, gelişmiş bir sektör konumundadır. Bu pazar uluslararası pazarda 17. sırada yer almaktadır. Avrupa pazarında ise:

- Otobüs üretiminde 2.,
- Hafif ticari araç üretiminde 2.,
- Ağır kamyon üretiminde 9.,
- Otomobil üretiminde 8.,
- Toplam üretimde 6. sırada yer almıştır. Dünya çapında üretimde yüzde 13’lük bir paya sahiptir.

Otomotiv ana sanayine yönelik üretim yapan firmalarca imal edilen başlıca ürün gruplarını aşağıdaki şekilde sınıflandırmak mümkündür:

- Komple motor ve motor parçaları
- Aktarma organları
- Fren sistemleri ve parçaları
- Hidrolik ve pnömatik aksamlar
- Süspansiyon parçaları
- Emniyet aksamları
- Kauçuk ve lastik parçalar
- Şasi aksam ve parçaları
- Dövme ve döküm parçalar
- Elektrik ekipmanları ve aydınlatma sistemleri
- Akü
- Oto camları
- Koltuklar

Motorlu Taşıt Aracı Üreten Firmalar ise şunlardır:
- Anadolu Isuzu Kocaeli Kamyon, Kamyonet, Minibüs
- B.M.C. İzmir, Kamyon, Kamyonet, Otobüs, Minibüs, Midibüs
- Ford Otosan Eskişehir / Kocaeli Kamyon, Kamyonet, Minibüs
- Honda Türkiye Kocaeli Otomobil
- Hyundai Assan Kocaeli Otomobil, Kamyonet, Minibüs
- KARSAN Bursa Kamyon, Kamyonet, Minibüs, Midibüs
- M.A.N. Türkiye Ankara Kamyon, Otobüs
- Mercedes Benz Türk İstanbul / Aksaray Kamyon, Otobüs
- Otokar Sakarya Kamyonet, Minibüs, Midibüs
- Oyak Renault Bursa Otomobil
- Temsa Adana Kamyon, Kamyonet, Otobüs, Midibüs
- Tofaş Bursa Otomobil, Kamyonet
- Toyota Sakarya Otomobil

Otomotiv ana ve yan sanayinin toplam imalat sanayi içindeki payı yaklaşık yüzde 5 civarındadır. Otomotiv ana ve yan sanayi ihracatı 2008 yılında toplam ihracatın yüzde17’sini, 2009 yılında yüzde 16,6’sını ve 2010 yılının Haziran ayı itibariyle için şüzde 16,3’ünü oluşturmaktadır. 2010 yılı ilk 6 aylık döneminde hafif ticari araç pazarındaki artış yüzde 10 düzeyinde gerçekleşti, ancak Haziran ayında pazar Mayıs ayına göre yüzde 1 oranında azaldı. Nisan ayında ağır ticari araç pazarında özellikle kamyon talebinde başlayan hareketlilik Haziran ayında da devam etti. Buna bağlı olarak 2010 yılı Ocak-Haziran döneminde ağır ticari araçlar pazarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 22 oranında arttı. Yatırım malı olan ticari araç talebindeki artışlar, gelecek ile ilgili olumlu beklentilerin geliştiğini de göstermektedir. Ancak otobüs pazarındaki keskin düşüş devam ediyor, bir önceki yılın aynı dönemine göre 2010 Ocak-Haziran döneminde talepteki düşüş yüzde 45 gibi önemli bir düzeyde bulunuyor.

Taşıt Üreticileri Derneği'nin (OICA) 2005 yılı ana ve yan sanayi istihdam verilerine göre Türkiye’de otomotiv sektöründe çalışan işçi sayısı doğrudan ve dolaylı olarak toplamda 1 milyon 250 bin olduğu söyleniyor.

Otomotiv sektörü krizden en çok etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Türk-İş'in verilerine göre, Ekim 2008-Temmuz 2009 dönemindeki 10 ayda, ''ekonomik kriz gerekçesiyle'' Türk İş’e bağlı sendikalara üye 40 bin 755 işçi işten çıkarıldı. Türk Metal’in10 aylık dönemde işten çıkarılan üye sayısı 23 bin 42'yi, ücretsiz izne çıkarılan üye sayısı da 23 bin 82'yi buldu. MESS (Metal Sanayicileri Sendikası-İşveren sendikası) üyesi şirketlere baktığımızda da benzer bir durum görünmekte ve MESS’e üye işyerlerinde işten çıkarmanın yüzde 17 oranında olduğunu görmekteyiz. İSO tarafından açıklanan 500 büyük sanayi kuruluşu içerinde: Oyak Renault 2008 yılında 5. sırada iken 2009 yılında 3. sıraya, Tofaş 6. sıradan 5. sıraya yükselmiş, Toyota 13. sıradaki yerini korumuştur. En büyük İlk 10 firma içerisinde 3 büyük otomotiv firması (Oyak Renault Tofaş, Ford) yer almıştır.
2009 yılı toplam otomotiv pazarı 2008 yılına göre yüzde 9,4 oranında, 2010 yılı Ocak-Haziran döneminde 2009 yılı aynı dönemine göre yüzde 2,4 oranında artmıştır. Aynı dönemlerde binlerce otomotiv işçisi ise işten çıkarılmıştır. Sadece otomotivde yaklaşık 70 bin kişi işsiz kalmıştır. Buna karşın, otomotiv firmaları kriz yılı olarak ifade edilen 2009 yılında karlarına kar katmıştır.

Belirtmek gerekir ki çubuğu kendi cephemize, sınıf cephemize bükmeye başladığımızda bu devasa zenginliğin, büyümenin ve gelişmenin kırıntılarından dahi bahsedemeyeceğimiz, açlık ve yoksullukla karşı karşıya geliyoruz.

Türkiye’de gerek otomotiv sektöründe, gerekse diğer sektörlerde sendikalı işçi sayısı genele oranla oldukça az. İşçiler sendikalar dışında dernek veya herhangibir siyasi partide örgütlenmiş değil. Ücretler oldukça düşük ve yaşam koşulları çok ağır. Ailelerin geçimini sağlayabilmesi için, o evdeki bütün aile bireylerinin çalışması gerekiyor. Bir tek aile bireyinin işsiz kalması veya çalışmaması durumunda bütün aile ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geliyor. Ev kiraları birçok yerde işçinin aldığı maaştan daha yüksek. Kimi zaman bir ailede bir kişinin aldığı maaşla ev kirası ödeniyor, diğerleriyle de elektrik su parası, ekmek parası, sigara parası ve bazı günlük ihityaçlar karşılanabiliyor. Bir de üzerine o ailede okumak zorunda olan bir çocuk varsa eğer, hayat tam bir zulüm demek. İşçiler en doğal ihtiyaçlarını bile yüksek meblağlar ödeyerek karşılamak zorunda. Ve bu da kimi zaman ek iş yapmak zorunda kalınması anlamına geliyor.

En önemli sosyal haklarından biri olan kıdem tazminatının da artık devlet eliyle işçi sınıfının elinden alınması gündemde. Bu saldırı burjuvazinin son dönemlerde yaptığı en ciddi saldırı olacak. Bunun yanı sıra devlet “Ulusal İstihdam Stratejisi” adı altında özel bürolar kurarak “ucuz işgücü” olanağını kolaylaştırıyor ve devlet yine kendi eliyle sigortasız, güvencesiz ve ucuz fiyatlarla çalıştırabilmenin önünü açıyor. Taşeronlaştırma yaygınlaşıyor ve taşeronun da taşeronu hatta onun da taşeronu kurulabiliyor. 1980 sonrasında yaygınlaşan esnek ve güvencesiz çalışma ‘Ulusal İstihdam Stratejisi’ adı altında meşrulaştırılmaya çalışılıyor. 2006 yılından bu yana kıdem tazminatlarının işsizliğin en büyük sebebi olduğu ve esnek istihdama bu yüzden geçilemediği hükümetin çeşitli kanatları tarafından dile getiriliyor. Bu strateji ile yapılmak istenen ‘güvenceli esneklik’ olarak ifade edilse de yaşanacak olan esnek güvencedir. Bu saldırıyla birlikte özellikle esnek ve güvencesiz çalıştırılmaya daha yatkın olan kadın işçilerin kullanılması hedefini de taşımaktadır.

Türkiye’de kadınlar emek gücü piyasasında güvencesiz, istediği zaman diliminde çalışabilecek işgücü olarak görülüyor. Devlet bunu yaparken de bu işleri, kadınların asli görevi olarak görünen evdeki sorumlulukları da aksatmayacak biçimde düzenliyor. Yani kadın iki kez sömürülmüş oluyor. Evdeki işten maaş alamadığı gibi, dışarıdaki işten ise bir erkek işçiden kat ve kat düşük ücretlerde çalışmak zorunda kalıyor; üstelik güvencesiz olarak! Bu saldırı, şu ana kadar işçi sınıfının örgütlenmesi önünde en büyük saldırılardan biridir. Biz de çalıştığımız yerlerde ve yaşam alanlarımızda bunu gündeme getirecek kampanya, eylem ve basın açıklamaları örgütledik. İstanbul Boğazı'nda Boğaziçi Köprüsü'nü trafiğe kapatarak zincirli eylem gerçekleştirildi. Kimi yerlerde bu büroları bastık ve sınırlı gücümüzle de olsa bu büroları kapattırmaya çalışıyoruz. “Ulusal İstihdam Stratejisine karşı, sınıfsal mücadele stratejisi” bilinciyle bu karşı koyuşu sendikalar ve işçi örgütleriyle birlikte örgütlemeye çalışıyoruz. Kampanyamız hala devam ediyor.

Otomotiv işçisi için farkeden pek bir şey yok. Yaşam koşulları diğer işçilerinkiyle aynı ve bu stratejiyle daha da ağırlaşacak. Fakat bu sektörde sendikasızlık diğer alanlara göre bu kadar yaygın değil. Ancak bunun nedeni ise bu sektörlerin Türk burjuvazisi açısından stratejik öneme sahip olmasından ötürü kimi yerlerde kendi elleriyle kurdukları sendikaların varolmasından ötürüdür. Yani buradaki amaç da aynı şekilde işçilerin özörgütlenmelerinin önünü kesmekten başka bir şey değildir ve daha tehlikelidir. Kimi siyasal anlayışlar özellikle Türkiye’de yeni gelişen troçkist örgütlenmeler “en kötü sendika sendikasızlıktan iyidir” oportünizmin bataklığında çırpınan mantığını da buralarda da devam ettirerek bu durumu kutsayabilmektedir. Bu hastalık sınıf içinde bürokratik, ekonomist bir anlayışı tetiklemiş ve kimi grev ve direnişlere hatta yön bile vermiştir. Bizce bu noktada militan bir mücadele hattı çizilmeden ve uzlaşmasız bir sınıf karşıtlığından yola çıkmayan hiçbir hareketin başarıya ulaşmayacağı bir gerçektir.

Otomotiv sektöründe yakın zamanda 3 grev yaşandı. Bunlardan biri 2009 yılı başlarında Bursa’da Asemat Otomotiv işçilerinin toplusözleşme sonrası uzlaşmazlık sonucu yaşanan grevi ve bir diğeri de 2011 yılında, Kocaeli'nde kurulu Güney Kore sermayeli DSC Otomotiv Koltuk Sistemleri Fabrikası'nda işten atılan işçilerin direnişiydi. DSC otomotiv işçileri hukuki süreci kazanımla sonuçlandırdı, yirmidokuz işçi işe iade hakkını kazanarak eylemlerini sonlandırdılar.

Yine 2010 yılında, Ford, Karsan, Isuzu, Fiat, Otokar, Iveco, Renault gibi otomotiv tekellerine kapı kolu, ayna, gövdeler, doblo gövde, fiesta sinyal, plastik parçaları üreten Sa-ba Enjeksiyon Fabrikası'nda işçiler, Petrol-İş Sendikası'nda örgütlenmeleri nedeniyle dört arkadaşlarının işten atılmasını protesto ederek eyleme geçtiler. Doksan iki işçi üretimi durdurdu ve sendikayı kabul ettirene kadar eylemlerine devam ettiler. Bahsettiğimiz ilk iki işyerinde Birleşik Metal-iş örgütlüdür.

Ancak bu grev ve direnişlerin yanı sıra az önce bahsettiğimiz sendikal bürokrasiye karşı militan mücadele tarzının en iyi örneğini bizce BOSCH işçisi vermiştir. BOSH işçileri geçtiğimiz günlerde bu tarz bir sendika değişikliği yoluna gitmiş ve sendikanın her türlü fiziksel ve psikolojik saldırılarına boyun eğmeyerek Türk Metal Sendikası'ndan Birleşik Metal-İş’ e geçiş yapmıştır. Daha sonrasından benzer birkaç yerde daha (örneğin, Renault ve Tofaş gibi) kıvılcım yanabileceği söylenmekte ve ilerleyen dönemlerde bu kıvılcımın yangına dönüşmesi beklenmekte. İşçilerin sendika değiştirmesindeki genel neden, örgütlü oldukları sendikaların kendi çıkarlarından ziyade patronun çıkarlarını savunan sendikalar olmasıydı. Başlıca neden buydu ve işçiler kendisi için örgütlü değil bir bürokrasi altında köle gibiydiler.

BOSCH işçisi anlatıyor: “Uzun yıllardır Türk-Metal’e üyeyiz. Diğer metal işçilerinin de yaptıkları çalışmaları da gözlemliyorduk. Fakat yasalar bize sendika değiştirme hakkı tanımadığı için bugüne kadar hiçbir tepkimizi gösteremedik. İstemesek de yapılan değişiklikleri onaylamak zorunda kaldık. Metal sanayinde çalışan işçiler olarak şu an hak ettiğimiz ücretleri, sosyal hakları olmadığımızı düşünüyoruz. Hepsi bir tarafa en düşük maaş alan arkadaşlarımızdan aylık 30-35 TL aidat bedeli kesiliyor. Biz bugüne kadar bu aidatların hakkını veren bir çalışma göremedik. Biz trilyonlar beklemiyoruz, “sizden para kesiyoruz ama mücadele de ediyoruz” izlenimi bile yaratamadılar. Biz bir mücadele verildiğini görseydik bundan şikayetçi olmazdık. Birleşik Metal bizim hakkımızı savunduğunu göstersin bu bize yetecek. Biz bu oluşumun başından beri içindeydik. Firma içinde de nazı-sözü geçen işçileriz. Elimizden gelen çalışmayı sürdürdük. Tedirgin olan arkadaşlarımız, “herkes atsın ben de imzalarım diyen” arkadaşlarımız bu coşkuyu gördükten sonra imza atacaklardır. Ben buna inanıyorum. Yaşam koşulları zorlaşmasına rağmen biz hiçbir zaman buna uygun iyileştirmeler alamadık. Biz bugüne kadar zam bile alamadık. Enflasyon yüzde 7-8’e çıkıyor, biz yüzde 6-7 zam aldık. Hep enflasyonla aynı düzeyde gittik. Bu zam bile olmuyor. Enflasyon düzenlemesi gibi bir şey oluyor. Bizim beklentimiz sadece 3 vardiya çalışan, sosyal yaşamı yok olacak duruma inmiş çalışanlar olarak bütün yaşamımızı veriyoruz. 3 vardiya çalışmak bütün yaşamdan mahrum olmak demektir. Hiçbir akraba, arkadaş ziyareti, hiçbir şeyimiz yok. En azından 3 vardiya çalışmayı insanlar kadar dahi para kazansak bize yeter.”

BOSCH işçisi arkadaşımızın söyledikleri, Türkiye’de bugün sınıfın durumu ve örgütlü olabileceği, sırtını dayayabileceği sendikaların olmamasının ne gibi vahim sonuçlara neden olabildiğini, ancak militan bir mücadeleyle de nelerin kazanılabileceğini bize az çok anlatıyor gibi. Aslında durumun bu denli vahim olan kısmının Türkiye işçi sınıfı açısından son 30 yıllık karanlık bir dönemi kapsadığını söyleyebiliriz. Bu ölü toprağın üstümüzden atılmaya çalışıldığı şu günler ise otomotiv işçileri açısından da durum böyledir. 1980 öncesi işçilerin büyük bir kısmı Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na (DİSK) bağlı sendikalarda örgütlüydü. 1980 askeri faşist darbesi ve işçi sınıfı ve devrimci hareketin yenilgisiyle birlikte bu sendikaların birçoğu devlet tarafından kapatıldı. Ve yeni bir sendikal örgütlenmenin önünü kesmek amacıyla da devlet kendi eliyle sendikalar kurdu. Örnek verecek olursak Türk Metal bu sendikaların başında gelir. İşçi sınıfının çıkarları adına laf dışında hiçbir şey üretmeyen bu sendika ve ağaları bugün otomotiv işçisini örgütlenmesinin önündeki aşılması gereken en önemli engellerden biri olacaktır.

Özellikle Türk Metal Sendikası işçi sınıfının mücadelesi önünde ciddi bir engel olmaya devam ediyor. Türk Metal Sendikası birçok işyerine daha işyeri inşaat halindeyken geliyor. Özellikle stratejik sektörlerde, Türkiye’de KOÇ, SABANCI gibi tekellerin hemen hemen büyük bir çoğunluğunun (KOÇ’un tamamında diyebiliriz) Türk Metal Sendikası'na bağlı olduğunu görmekteyiz.

Devrimci işçi örgütlenmeleri kimi zaman Türk Metal Sendikası'nda örgütlü işyerleri önlerine gelip buralarda bildiri dağıtımı yaptığında sendika tarafından işçiler provoke edilerek saldırıya uğruyorlar.

Kısaca özetleyecek olursak Türkiye’de otomotiv sektörü patronlar sınıfı adına gitgide kazanç okyanusuna dönüşüyorken, bizim cephemizden bu alan örgütlenemediğimiz sürece boğulmaya devam edeceğimiz açık denizlerden ibaret durumdadır.

Açıkçası bizim açımızdan sorunu çözmek adına yapılması gereken şey çok, fakat çözüm budur diyebileceğimiz tek bir sonuçta yoktur... Bu kavgayı ancak ve ancak enternasyonalist bir ruh ve bilinçle ileriye taşıyabileceğimizi biliyoruz. Bu nedenle önerebileceğimiz şu an için, bütün ülkelerde uluslararası dayanışma büroları kurmak olacaktır. Bu bürolar sayesinde işe yarar bir güçbirliği oluşturabilir ve dayanışmayı büyütebiliriz diye düşünüyorum.

Teşekkürler.

* Kahrolsun Sendikal Bürokrasi!
* Yaşasın İşçilerin Uluslararası Mücadelesi!
* Biz Kazanacağız! Biz Kazanacağız! Biz Kazanacağız!

Document Actions